Anne ile bebek arasındaki bağ

Anne ile bebek arasındaki bağ

Annelik içgüdüsü neredeyse tüm memelilerde doğuştan gelen bir duygudur. Toplumsal ilişkileri kuvvetli olan insanoğlu için bu içgüdü maksimum seviyededir.

Bebek ile anne arasındaki bağ, doğumdan önce, bebek henüz annesinin karnında iken adım atar. Annenin, annelik içgüdüleri ile bebeğine ilk andan itibaren bağlanmasının yanında, bebek de aynı şekilde, doğumdan sonrasında ilk gördüğü insan olan annesine karşı güçlü bir bağ hisseder.

Anne, bu iç güdüsünü, bebeğini koruyarak ve ona şefkat göstererek ortaya koyar, mümkün olan tüm süreını ve gücünü bebeği için harcar. Bebek ise, devamlı olarak annesinin yanında olmak istemesi ile bu bağların varlığı hissettirir.

Annelik iç güdüsü, anne olmayan hanımlar da dahi çoğunlukla görülen bir duygudur, gerek diğer çocuklara, gerekse sokak hayvanlarına hissettiği sevgi ve şefkat, nesillerdir sosyal bir çevrede yetişen insanoğlunun genlerine kazınmıştır.

Bebek ile anne arasındaki bu kuvvetli bağ, annenin bebeğinin ilk hareket edişlerini hissettiği hamilelik sürecinde adım atar. Hamile hanımlar, sürekli olarak karınlarındaki bebeği denetim ederek, onun yetiştiğinü hissederek ve onun hakkında hayaller kurarak vakit geçirirler. Bu süreçte süregelen soyut bağ, bebeğin doğumu ile iyice kuvvetlenerek nerede ise somut bir hal alır.

Hamilelik süresince salgılanan oksitoson hormonu, coşku ve sevgi hislerinin doruklarda hissedilmesine sebep olur. Bebeğin doğumundan itibaren ise, bu hisler sürekliliğini korumaya devam eder.

Bu kadar güçlü bağ hissetmeyen anneler ve aileler de vardır tabi ki. Özellikle sorunlı bir hamilelik geçiren anneler, doğumdan sonrasında, bebeğini koruyacak ve bakacak gücü kendilerinde hissetmeyebilirler. Uzun ve acı dolu bir hamilelik, anneyi bu süreçte bitkin düşürebilir.

Bebek ile anne arasındaki bağın başlangıçta güçlü kurulamamasına bir başka sebep de, bebeğin bir sıhhat problemi ile doğmasıdır. Bu durumda aile, özellikle anne, devamlı olarak hastalık ile ilgilinir ve bebeğin varlığı bir anlamda unutabilir. Hastalığın süreçleri ve tedavisi ile ilgilenmekten yorulan anne, erken dönemlerde güçlü ve sağlıklı bir bağ kuramayabilir. Bu konum, sıhhat problemi ile doğan bir çok çocukta sıklıkla görülür.

Bebek ile Anne Arasındaki Bağı Kuvvetlendirmek

Bebekler, özellikle ilk 6 ayda, görme ve duyma kabiliyetlerini tam performanslı kullanmazlar, bundan dolayı bu süreçte en büyük bağ kurma aracıları, dokunma ve koklamadır. Doğumdan sonraki ilk 6 aylık süreçte, sürekli olarak anne kucağında beslenmesi, bu bağların naturel olarak çok kuvvetli olmasını sağlar.

Bağlanma, her anne çocuk ikilisinde farklı seviyelerde olacaktır. Bu bağlanma sürecinin daha rahat olması için annenin bu konularda bilinçli olması çok önemlidir. Bebeği ile içinde, başka hiç bir iki insan arasında örneği olmayan bir bildirişim olduğunu bilincinde olması gerekir. Bakım sırasında, bağlanma organik olarak gerçekleşmektedir. Bebeğin ağladığı ve huzursuz olduğu durumlarda, annenin verdiği tepkiler, hem bebek hem de anne için çok önemlidir, annenin bebeği ile konuşması, yakın durması, kalp atışlarınızı hissettirmesi, göz kontağı kurması, bebeğin keyifli olduğu zamanlarda annenin ona gülümsemesi ve keyfine eşlik etmesi, aralarındaki bağların kuvvetlenmesini sağlayan birincil etkenlerdir.

Yavrunuz ile aranızdaki bağı güçlendirmek için tonlarca kitap okumanız ya da her şeyi “doğru” yapmanız önemli değildir, ona sevgi ve şefkatle yaklaşmanız ve bunu devamlı hale getirmeniz, sağlıklı bir bağ kurmanıza yetecektir.

Eğer yavrunuz ile yukarıda anlatıldığı benzer biçimde bir bağ kuramadığınızı düşünüyorsanız sakın endişelenmeyin. Bebeğinizi yeteri kadar sevmediğinizi / bağlanmadığınızı düşünerek kabahatluluk hissedebilirsiniz. Diğer tüm duygularda olduğu gibi, anne ile bebek arasındaki bağlanma duygusu da, kişiye özeldir, kimi insanlar luklerini ve hüzünlerini çok yoğun ve abartılı yaşarken, kimi insanoğlu ise bu duygu durumlarında ketum davranarak duygularını pek yansıtmayabilirler.

Yine aynı şekilde, çeşitli sebepler ile bebeğin doğumundan sonrasında bitkinlik ve korku hissederek tedirgin olan anne babalar, bebeği ile zaman geçirdikçe, onu emzirerek rutin bakımlarını yapmış oldukça, zamanla vehamet ve endişelerini yenerek, bebekleri ile aralarındaki bağı kuvvetlendireceklerdir.

Tüm bunların dışında, bebeğinizin doğumundan sonra uzun bir süre (örneğin 3-4 ay) geçmesine karşın, halen kendinizi onun yanında mutsuz ve huzursuz hissediyorsanız, ona dokunmaya korkuyor ya da kendinizi yetersiz hissediyorsanız, bir psikologdan ya da doktorunuzdan yardım almanız gerekebilir. Bu duygu durumunuzun sebebi olarak bebeğinizi suçlamanız, gelecek yıllarda aile içinde çok büyük problemler yaşamanıza sebep olabilir.

Doğum sonrası depresyon olarak da tanımlanabilen bu duygusal çöküntü, profesyonel bir yardım aldan, hem annede hem de bebekte psikolohjik hasarlar yaratabilir. Bu nedenle, tüm negatif duygu ve düşüncelerinizi anlatabileceğiniz bir tabip, size bu mevzuda bir yol çizerek, bu duygusal buhrandan kurtulmanıza yardım edecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir