Aşk Nedir? Ne Değildir?

Aşk Nedir? Ne Değildir?

Birçoğumuzun zihninde yer tutan bu soruya yanıt ararken çoğu zaman yanıldığımızı yada eksik bilgi verdiğimizi kabullenmemiz öncelikli vazifemiz olmalıdır.
Zira aşk denilen kavramın olgusal ve yaşayışsal boyutu bizde ne kadardır, bilinmez. Öyle ya aşk, aşığın gönül ve hayal dünyasında yer tutan maşuğuna duyduğu özlem, kalemin adeta kâğıda olan sadakati ve daha nicesi…
Farkına vardıysanız cümlemizin sonuna üç nokta bırakmamızın aslı olan hikmeti, aşkın tanımı asla basit dil ve zihinlerde zikredilmeyeceğindedir. Bîçâre halimiz ne yazık ki şimdi bu ulvi duyguyu tam olarak anlamaya müsait değildir. Öyleyse “heyhat yüreğim” demenin süreı değil midir sizcede? Güzelliği yekpare olan sevgilide mutluluğu yaşamak ve onda bakiliğin zuhur etmesidir aşk. Gençliğimizin ne yazık ki, varlığına pek te inanmadığı ve sorduğunuz zaman ise “aşk yalandır, ben aşka inamam” şeklinde cevaplar verdiği batılaşmış bir süre süzgecinden geçiyoruz. Halen anlamıyor ve kavramakta kuvvetlik çekiyoruz aşkın ne olduğu mevzusunda. Hakikaten sormak ne kadar güzel olur, aşk nedir ve ne değildir diye. Tatminkar cevapların kalmadığı, birçoğumuzun basit dil ve gönül muhabetlerine sığındığı inkar edilmez bir gerçektir. Sorumuza yanıt ararken azca ötelerden bir kırık gönlü olan gençlerimizin biri “aşk sevmektir” diye tanımlıyor aşkı, peki ya başka biri o ise “ aşk bağlanmaktır” diye cevaplıyor sorumuzu. Yıllardan beridir cevabı tam olarak aranan ve gönüllerde yaşayıp dile destan, kitaplara konu olan bu duygu hakiki anlamda bağlanmayı da, sevmeyi, sevilmeyi de ve her türlü güzelliği katmayı da esas olan umudun adıdır aslen. Asla aldanmayalım ve kolayca yanılmayalım, içimizde yeşertmeye çalıştığımız bu duygu bağından kopmak, ondan uzak durmak bizlere fayda vermez. Varlığını gençliğimizden kalan duygularla inkar ettiğimiz aşk bizleri birçok kere tarihin o derin kucağında hesaba çekmiştir. Bizleri bu yönüyle hesaba çekerken insanlık tarihimizden bu yana konu aşk olunca haklı olarak asla insaflı davranmamıştır. Çoğu zaman en büyük aşkın meyvesine heves ederken geride bıraktıklarımızın hesabını ne yazık ki bir kez daha unutuyoruz. Yaradanın yaratığına duyduğu sevdasıdır aşk. Peygamberimizin ümmetine duyduğu hasret ve ona şefaatçi olmasıdır aşk. Dedik ya aşk, aşığın maşuğunun dilinden ve gönlünden çoğu süre ah çekmesidir. Biliyor muyuz?
Hazreti Mevlana Celalledin Rumi’nin “gönül aynam” diye hitap etmiş olduğu Şemsi Tebrizi’ne duyduğu muhabbet kapısıdır aşk. Dahası kendisine “aşk nedir?” diye soranlara ise “aşk dergâhtır, ihanet edilmez günahtır” demenin adıdır aşk. Bakın o çok sevmiş olduğu kadim dostu Şemsi Tebrizi için ne güzel dizeler sarfetmiştir;
Duydum ki, bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.
Sen yad eller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.
Çalma bizi, bizlerden bizi, gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir