Bir çifti anlamlandırırken aşkın varlığını kanıt kabul ediyoruz

Bir çifti anlamlandırırken aşkın varlığını kanıt kabul ediyoruz

Bana çoğu zaman ilk sordukları şey, aşkın ömrü ne kadar sorusu. Peki ya insanlara aşk sonlanmış olduğunda onun yerine gelecek duygunun aşk kadar tatmin edici olacağını bilseydiniz bunu sorar mıydınız desek? Onun yerine gelen duygunun sevgi bulunduğunu bilseler, o vakit herhalde aşkı değil, sevgiyi yakalamaya çalışırlardı. Aşk başınızı döndürür, sevgi ise bütün dünyayı döndürür.

Peki, aşkla sevginin arasındaki fark ne bu durumda?

Aşkı sevgiden ayıran en önemli fark şu: Aşk şöyle der, “Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var”, sevgi ise “Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum.” Aşk bir ihtiyaç, sevmek ise bir sanat. Aşk bulunan, sevgi ise büyütülüp geliştirilen ve özen gerektiren bir yaşantı. Aşk yakıcı, sevgi ısıtıcı. Aşk egoist, sevgi verici. Aşk tutkulu bir duygu olarak yaşanırken, sevgi farkındalıklı, dingin ve doyurucu bir halde yaşanıyor.

Uzun birliktelikler, evlilikler için ne derdiniz?

Aşık olmak birini idealize etmek demek. Bütün pozitif özellikleri atfediyorsunuz, onda ne görmek istiyorsanız onu yani. O yüzden aşkı, görme kusuru olarak tanımlarım ben. Evlilik de bu görme kusurunun tedavisi. Yani aşk, hayal edilenle gerçek arasındaki fark fark edilinceye kadar geçen vakit dilimi. Aşk biraz daha hayali. İnsanın algılaması değişiyor; birbirinin temel mutluluk kaynakları olduğuna ve hemen hemen bir birileri için doğduklarını düşünüyorlar, imgesel bir eşiyle olan evliliği temsil ediyor.

Bir çiftin var olması için ilk ve mecburi şart aşk mıdır?

“Mükemmelsin, ruh ikizimsin, birbirimiz için yaratılmışız…” Bunlar hep aşıkken söylenen şeyler. Halbuki sevgi bambaşka, bir ilişkiyi aşk başlatabilir fakat aşk kendi başına devam ettiremez.

Sık sık aşık olmak iyi bir şey değil şu demek oluyor ki…

Aşk bitince her şey bitecek benzer biçimde görmemek lazım. İnsanlar bir kere aşık oluyor, bir daha, tekrar aşık oluyorlar. ‘O değmezmiş, yanılmışım’ diyorlar. ‘O kati söylediğin ne oldu’ dersiniz, ‘o da değilmiş’ derler, sonrasında ‘bu seferki kesin’ lafını duyarsınız. Böyle insanlar aşık olmanın kendisini, aşık oldukları kişilerden daha çok seviyorlar.

O zaman ilişki gemisini yürüten şey aşk değil?

Değil, sevgi. Partnerlerin itimat ve sevecenlik içinde bir ilişkiyi sürdürebilmeleri sevgiye bağlı. Güvenin içinde bir sürü faktör var. Güvenin ne işe yaradığını ancak yitirdiğinizde anlarsınız. Güvenin içinde güvenilirlik, tahmin edilebilirlik, dürüstlük, adanmışlık, sadakat, inanç ve umut var.

Bu maddeleri biraz açar mısınız?

Tahmin edilebilirlik sıkıcı bir şey gençler için halbuki bir birlikteliğin varlığı için çok önemli. Birinin ne yapmış olup yapmadığını biliyor olmanız güvenli hissetmenizi sağlıyor. Dürüstlük yalana yer vermemek demek, adanmışlık, zor zamanlarda da orada olmak demek. Ortak sınırlar, inanç ve ümit da önemli. Örneğin, ümit kaybolduğu zaman gidiyor hanımlar. Hanım ne zaman gider? Gelecekte de asla bir şey değişmeyeceğine inandığı vakit gider. Hanımlar gittiği zaman onları geri getirmek mümkün olmuyor, çünkü çok uzun bir süreçte vermiş oluyorlar bu kararı.

Gidene kadar da hemen pes etmiyorlar, değil mi?

Evet. Ancak onarım etmeye kıymet bir ilişki olduğuna inanmanız lazım, hepimiz hata yapar fakat siz öyle inansanız da kimsenin kahraman olmadığını görüyorsunuz. Acı görkemli bir bilgi, acının gösterdiği adresi görecek kadar cesursanız. Acıdan öğrenmek yerine insanoğlu acıyı halının altına süpürüyorlar, o yüzden de aynı acıyı yine tekrar yaşayabiliyorlar.

Peki, sorunları iyi mi bertaraf etmeli?

Aşk ‘benleri yok etmek pahasına bizler olma çabası, sınırları iyi çizilmiş bir evlilik ise ‘benleri koruyarak ‘bizler’ olabilmek ve sadakatsizlik ‘hepimiz’i yok etme riskini göze almak anlamına gelir.

Bu durumda bir evliliği mutlu bir birliktelik icra eden şey nedir?

Mutlu ve mutsuz evliliklerde de aynı şeyler yaşanıyor. Aynı sorunlar var. Peki, fark ne? Mutlu çiftler, problem oluştuğu zaman, birlikte problem çözmeyi öğrenen çiftlerden oluşuyor. Problem çıktığı zaman eşlerden birinden değil, eşler arasındaki ilişkiden kaynaklandığını düşünen, her iki eşe ilişik yanların da olabileceğini anlayan, birbirlerini değil, sorunu karşıya alan çiftler mutlu. Mutsuz çiftler ise birbirlerini karşısına alıyorlar.

Peki, iyi bir ilişkide birazcık araya mesafe koymak lazım değil mi? Her insanın kendine özel bir alanı olmasın mı?

Filozof Halil Cibran şöyle der: “Birbirimizle aynı olmayalım sıkılabiliriz, farklı da olmayalım, ayrı düşeriz.” Evlilik birlikteliğin tek başına zaferidir. İnsanın bağ kurma ihtiyacı var, evlilik de bunun yasal ve sosyal anlamda onay alan formu. Doğal ki ben evlenmeden evvelde vardım diyorsunuz, farklı bir hayatım, hobilerim vardı, tek başına biliyorum. Hobilerini, beklentilerini, ideallerini evliliğe getiriyorsun. Fakat onunla o olduğundan evlendiniz esasen. Şimdi, hepimiz olmaya çalışacaksınız. Tek olduklarından daha mutlu olacaklarına inandıkları için evlenir insanlar.

Seksin iyi olmaması sadakatsizliğin bir mazereti mi?

Başkalarını normal olarak beğenebiliriz ama her çekici olan şeyi zimmetimize geçirmek zorunda değiliz. Herkesin yapmadığını yapabilme sanatı evlilik. İnsanın maksimum kendine itimatını artıran şey, yüzlerce insan varken, o elleri tutabileceğiniz halde tutmayabilmek, her uzatılan ele uzanmamak.

Tartışmalarda ne yapmak lazım?

Önemli olan kimin haklı olduğu değil. Bir ilişkide birinin hoca, anne, baba olmaması lazım. Hoca, baba, ana olursanız, sex yapamazsınız. Sürekli bir tarafın neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söylemesi birlikteliğin simetrisini bozuyor. Ve bu roller eninde sonunda değişiyor. Bir zamanlar hoşuna giden şey artık hoşuna gitmiyor. Önce koşan, arkadan gelene söz etmeyecek; o zaman bekleseydin onu, yan yana yürüseydiniz.

İnsan sevmek için kendini mi sevmelidir önce?

Kendine şefkat göstermeyi beceremeyen başkalarına göstermeyi beceremez. Kendinize aferin demeyi bilebilmek, aynada kendinizle gurur duyabilmek çok önemli. İnsan başkalarını istediği benzer biçimde yanıltabilir, kendinizi yanıltamıyorsunuz. Sevgi ve şefkat artık lüks şeyler değil, birer gerekseme. Onlar olmadan insanlığın ayakta durması çok zor. Başka insanlara şefkat gösterebildiğiniz oranda dünyanız büyüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir