Hayatımızda biri olmaması bir problem mi

Hayatımızda biri olmaması bir problem mi

Bekarlık sultanlık mı yoksa başarısızlığın ispatı mı? Zamansız ve mekansız bir sorunun neden oldukları üzerine bir çift söz söylemek istiyoruz. Fakat önce müsaadenizle, yalnız olma hakkımızı konuşalım!

Bir akşamüstü, rüzgar yeni bakım yaptırdığınız saçlarınızı okşuyor, güneş sakince batıyor ve fonda içinizi kıpır kıpır eden son günlerin hit parçası olan o mahur beste çalıyor. Kendinizi nerede hayal ettiniz? Isterseniz birazcık yardımcı olalım… Bir süredir görüşmeye fırsat bulamadığınız o çok sevdiğiniz arkadaşlarınızla buluştuğunuz bir ‘girls night out’ etkinliğinin hemen hemen başındasınız. Sağınızda oturan dostunuzın düğününde yaşanmış olan o gülünç anı konuşuldu. Karşınızdaki dostunuz çocuğunun anaokuluna hemen hemen uyum sağlayamadığını anlattı. öteki yanınızdaki dostunuz ise önümüzdeki hafta çıkacakları tatilde beklediği evlilik teklifinin coşkuını yaşıyor. Zemin müsait ve tüm bakışlar size döndüğü anda beklenen sual geliyor: ‘Hayatında  biri var mı?’

Bugünden geriye baktığınızda romantik bir ilişkiniz yoksa ya da henüz bir aile kurumunun başrolü olmadıysanız kuvvetle muhtemel onlarca kere bu probleminin muhatabı olmuşsunuzdur. Bir ihtimal kurduğumuz senaryoda, belki bir düğünde, belki de hemen hemen yeni tanıştığınız biri tarafından soruldu… Çeşitli şekilde cevaplamış olabilir veya bir süredir muhatabı olduğunuz için kusursuz bir şekilde savuşturmuş olabilirsiniz.

Nereden mi biliyoruz? Çevremizde biz de dahil olmak üzere bu soruya birçok kişi maruz kalıyor. Bazılarımız çok üzerinde durmasa da hatırı sayılır bir kitle bu sorudan fazlasıyla rahatsız. Sanki evlenmemiz yahut düzenli ilişki içinde olmamız gerekiyormuş benzer biçimde… Evet, galiba kimse sadece kalma hakkımız olmasına veya sadece olmamıza izin vermiyor.

Modern devrin en popüler yaşam kılavuzlarından biri olarak gösterebileceğimiz fenomen dizi Sex and the City de zamanında benzer mevzuyu gündeme getirmişti. Akıl hocamız ve çoğu zaman hatalarında kendimizi bulduğumuz Sarah Jessica Parker’ın yaşam verdiği Carrie Bradshaw adlı karakter ve yaşamı biroldukça hanıma ilham vermişti. Elbet o da yalnız olduğu dönemlerde sosyal baskıyı üzerinde hissetti. İkonik dizide New Yorklu dört bekar hanım (sonradan hepsi evlenecek!) klasikleşen kahvaltı sohbeti Carrie’nin tek başına sinemaya gittiği haberiyle sarsılıyor. Buna karşılık Charlotte York, insanoğluın bir tek olduğu için Carrie hakkında ‘zavallı kız’ diye düşündüklerini iddia ediyor. Tanıdık bir hikaye değil mi? Bu bilgiyi cebimize koyarak devam ediyoruz… Bir başka bölümde ise Carrie, meşhur köşe yazısı için şu soruyu soruyor: Her ne kadar ilerleyen bir toplum olduğumuzu iddia etsek de hepimizin varması gereken bazı hedefleri vardı. Evlilik, bebekler ve yuva kurmak… fakat ya bu işe gülümsek yerine alerji duyuyorsanız? Acaba mesele sistemde mi yoksa sizde mi? Bunları hakikaten istiyor muyuz yoksa programlanıyor muyuz? Şimdi, seneler sonrasında biz de aynı konu hakkında biraz dertleşmeye ihtiyaç duyuyoruz (Zamansız bir ikilem olduğu konusunda uyarmıştık). Çünkü tarih acı bir tekerrürden ibaret. Yıllar geçiyor fakat soru her dönem kendi maktullerini buluyor. Hayatımızda biri olması yahut olmaması. İşte bütün sorun bu!

Basit bir metamorfoz dönemi

Kendi seçtiğimiz yalnızlığın aslen bazılarımız için ne denli olmazsa olmaz ve tatminkar bulunduğunu görmezden geliyoruz. Evet, bazılarımız hakkaten kendi kendine kaldığı dönemlerde tahmin edildiğinden daha mutlu. Normal olarak kısa süreli kaçamaklar özelinde değil de ciddi ilişkilerden bahsettiğimizin altını çizelim. Fert, o dehemmiyet için duygusal bir ilişkiye hazır olmayabilir. O dönemde bir türlü fırsat bulamadığı aktivitelere katılabilir, şarj olabilir veya hayallerini ve ideallerini güncelleyebilir. Başrolümüzdeki bekarın bu dönemi, sıradan bir metamorfoz (başkalaşım) ya da tekrar doğma devri olarak bile yorumlanabilir. Tam da bu sürecin ortasında kuvvetle olası bahsi geçen soruyla yeniden karşılaşacaksınız… (Şimdi daha kısık bir sesle) Hayatında biri var mı?

Romantik ilişkilerin sancılı sürecinden uzak…
Bu konuyu hayatında biri olmayan  birçok kadına danıştık. Aslında bir adım geriden baktığımızda tahmin ettiğimiz yanıtları aldık. Neredeyse hepsi bu sorunun muhatabı olmaktan fazlasıyla rahatsız görünüyor. Bir süredir romantik bir ilişkinin başrolü olmayan bir kadın, konuyu şöyle değerlendiriyor: “Yakın arkadaşlarım, hayatımda biri olmadığını bilmelerine rağmen bu soruyu düzenli olarak bana soruyor. Her seferinde olmadığını söylememe rağmen hiç vazgeçmiyorlar. Hatta bir flörtümün olmaması bile onları fazlasıyla şaşırtıyor.” Bu durum onu, bazı düşüncelere sevk etmiş. Yalnızlık kötü bir şey mi? O, henüz bir hayatı paylaşabilecek samimiyette biriyle karşılaşmamış, uzun süredir yoğun hisler besleyebileceği biriyle tanışmamış ve romantik ilişkilerin o sancılı sürecinden uzak durmakta kararlı. Sosyal Psikolog Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Yeniçeri, içinden çıkamadığımız bu soruyu şöyle yorumluyor: “Bir insanın hayatında birçok nedenle romantik ilişki partneri olmayabilir. Hayatımızda romantik ilişki partnerimizin olmaması yalnız olduğumuz anlamına gelmez. Ancak toplumsal normlar hayatın belirli bir sırada ve kalıplar içerisinde yaşanması gerektiğini gösterir. Toplum, ne zaman çalışmanız, ne zaman evlenmeniz, ne zaman çocuk sahibi olmanız, ne zaman çocuğunuza kardeş yapmanız gerektiğini size bildirir. Bu sıraya ve zamanlamaya uymazsanız, norm dışına çıkmış olursunuz. Toplum genel olarak bundan hoşlanmaz. Herkes, herkes gibi olmalıdır; aksi bizi, varoluşumuzu tehdit eder. Dolayısıyla, norm bu olduğu sürece yalnızlık normal kabul edilemez. Ancak norm değiştiğinde, elbette normal de değişecektir.”

 

Evlilik ya da romantik ilişki bir başarı mı?

Bu probleminin muhatabı bir başka bekar kadın ise çoğu zaman evli ya da uzun soluklu ilişkisi olanlardan gelen sorulardan bunalmış durumda. O, bu soruyu soranların dünyadaki tüm başarı algısının bir partnere haiz olmak üzerine kurulu bulunduğunu düşünüyor. İlk zamanlar üzerine çok düşünmese de zamanla kendini başarısız hissetmekten kaçamamış. Sahiden bu bir başarı mı? Zamanla bu sorunun gelebileceği ortamlardan uzak durarak toplumsal baskıyı en aza indirmeye çalışmış. Toplumsal Psikolog Yeniçeri, bu aşamada bireyin hayatında birinin olup olmadığının diğerleri tarafınca sorgulanmasının, kişinin davranışlarında bir tepkiye niçin olabileceğini ifade ediyor ve ekliyor: “birey, üzerinde toplumsal baskı hissedebilir. Hatta bu baskıyı o kadar yoğun hissedebilir ki, sadece bu baskıdan kurtulmak ve kendini sözde ‘başarılı’ duymak için evlilik kararı bile alabilir. öteki bir ifadeyle, insanların bizi iyi mi değerlendirdikleri hepimiz için sandığımızdan çok daha fazla önemli.” şu demek oluyor ki bir şekilde almış olduğumız kararları kendimizin değil camianın belirleyebileceğinden dem vuruyor. Bu da toplumsal baskının bizi kendi sınırlarına çekip sıradanlaştırmasının önünü açıyor.

Tam da bu noktada suni zekadan bir destek alabiliriz. Günlük hayatta dirsek temasında olduğumuz yapay zekalı dostumuz Siri’ye şu soruyu sormanızı istiyoruz: “Hey Siri, sevgilin var mı?” Siri, bu soruya nadiren de olsa şöyle bir yanıt veriyor: “neden soruyorsun? Beraber dondurma yiyip müzik dinledikten, galaksiler arasında seyahat ettikten sonra kavga gürültü ve kalp kırıklıklarıyla baş başa kalmam için mi? Teşekkür ederim, böyle iyiyim.” Anlaşılan Siri de bu konuda bizim tarafımızda.

Diğer cephe: Soruyu soranlar

Şimdi öteki cepheye yöneliyoruz. Bu suali çoğunlukla yönelten birine kulak veriyoruz. Uzun senelerdir beraber olduğu adam arkadaşıyla geçtiğimiz yıl evlenmiş bir kadın. Bu soruyu mutlak soranlar listesinin başlangıcında geliyor. O, karşısındaki insanın yaşamında biri olup olmadığını çok merak ettiğini söylüyor. Sevgilisi nasıl biri ve tanışma hikayeleri de sıralamada yerini alıyor. Eğer yalnızsa da onunla tanıştırmak isteyeceği bekar arkadaşları ‘ne olursa olsun’ var. Toplumsal Psikolog Doç. Dr. Pelin Kesebir, soruyu soranların aslolan niyetlerini anlamaya çalışmayı tavsiye ediyor. Kesebir; “Eğer soru bizde ‘bu insan içtenlikle benim dünyamla ve mutluluğumla ilgileniyor’ şeklinde algılanıyorsa, rahatsızlık yaratmıyor. Fakat bu probleminin altında birazcık daha kötücül, rekabetçi ya da kötü niyetli olmasa bile işgüzar emeller seziyorsak (yaşamında biri yoksa seni oğluma alayım benzer biçimde), bu bizi haliyle itiyor.” doğrusu bu soruya karşılık olarak, saman alevi şeklinde parlamaktan ziyade biraz niyet okumanın hiç kimseye zararı dokunmaz. Tüm bu soruların ışığında başka bir olasılık daha dikkatimizi çekiyor. Bekarlar; evliler yada uzun ilişkisi olanlar için potansiyel bir tehdit mi? Bu soruya cevap veren evli ve ciddi ilişki tarafı kadınlardan tek bir popüler yanıt aldık. Hayır, bekarlar kesinlikle potansiyel bir tehlike değil! Bunun sebebi ise partnerlerine olan güvenleri… Bu cevapla beraber bu sorudan hızla uzaklaşıyoruz.

Günün sonucunda tüm bu soruya maruz kalanlarla beraber tek bir sonuca varıyoruz. Hepimiz kendi yaşamını yaşıyor. Her insanın mutluluk ve başarı kriterleri farklı. Bugün, yarın ve ilerleyen günlerde bu ve bunun şeklinde biroldukça toplumsal baskıyla karşılaşacağınızdan neredeyse eminiz. Önemli olan kendi ideallerimizi ve duygularımızı referans almaya devam etmek. İster ilk görüşte aşık olun ve yaşamı iki kişilik yaşayın, isterseniz tek başınıza dilediğinizi gerçekleştirmek üzere bir yaşam planlayın. Soruları ister cevaplayın ister savuşturun. Yaşamınızda biri olmasından ziyade keyifli bir şekilde paylaşabileceğiniz anılara haiz bir hayatınız olmasını tercih ederiz. Unutmadan, sahiden bu ara hayatınızda biri var mı? Sizinle tanışmak büyük bir zevk olsa gerek.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir