Nasıl oturduğumuzu, giyindiğimizi değil bunlara farklı gözle bakan beyinleri düzeltmek zorundayız

Nasıl oturduğumuzu, giyindiğimizi değil bunlara farklı gözle bakan beyinleri düzeltmek zorundayız

Bu hafta vizyona giren ‘Sibel’ filminin anlatmak istediği nedir?

– Bu bir büyüme ve kendini keşfetme hikâyesi. Trabzon-Giresun sınırında Kuşköy’de yaşayan Sibel, çocukluğunda bir hastalık geçirmiş. Duyabiliyor ama konuşamıyor. İnsanlarla ıslık diliyle iletişim kuruyor. Babasıyla yaşıyor. Köydeki kadınlardan biraz farklı çünkü istediği saatte eve girip çıkabiliyor. Bu sırada ormanda bir kurt olduğu söylentisi çıkıyor. Özellikle kadın ve çocuklara, “Köyden sakın çıkmayın” diyorlar. Sibel sırtında tüfeği, ormana bu kurdu avlamaya gidiyor ve o sırada bir yabancıyla karşılaşıyor. Kendini etrafa ve topluma kabul ettirmeye çalışırken aslında tek kabul ettirmesi gerekenin kendisi olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor.

iframe ]]>

Damla Sönmez yeni filmini anlattı

daha fazla video için

Islık çalmayı bilmiyordum

Köyde gerçekten bahsettiğiniz ıslık dili mi kullanılıyordu?

– Evet. Yönetmenlerimiz  Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti 10 yıl kadar önce Fransa’da ‘İnsanlığın Dilleri’ isimli bir kitap buluyor. Orada da sadece üç satır geçen bu ıslık dili çok ilgilerini çekiyor. Sonra o köyü görmeye karar veriyorlar. Dört sene üst üste o köye gidip geliyorlar. Bu dile eski zamanlarda doğa şartları sebebiyle gereksinim duymuşlar. Yollar dar ve dik, yayladan köye, köyden tarlalara bu dil sayesinde rahatlıkla, “Akşam beşte çay koyacağım, gel” diyebiliyorlarmış.

class=’cf’>

– Evet. Buyum, bundan utanmamı gerektirecek bir durum yok. Bunu anladım. Biz aslında; nasıl oturduğumuzu, giyindiğimizi değil, buna farklı gözle bakan beyinleri düzeltmek zorundayız.

“Babam çok iyi ıslık çalar. Günlerce çalıştık. Sonra dili öğrendim.
Dilin, her heceye karşılık gelen kıvrımları ve dalgalanmasıyla çıkan sesleri, o seslerden oluşan kelime ve cümleler var.”

‘Onun paletindeki renkler benimkine ne katabilir?’

Sibel karakteri konuşmayı reddediyor. Ve köydekilerden farklı yaşıyor. Bu yüzden de ötekileştiriliyor. Günümüzde ne kadar ötekileştirmeyle karşılaşıyorsunuz?

– Günümüzde ötekileştirme ilkokullarda bile yaşanıyor. Farklı olan; ‘bize zarar verir’, ‘düzenimizi bozar’ gibi yaftalarla karşılanıyor.

Yani ‘farklı’ya tahammül edilemiyor mu?

– Bu tahammül meselesi değil aslında. Burada birincil duygu, korku! Korktuğumuzda bazıları kaçarak, bazıları saldırarak kendilerini savunmaya çalışıyor. Oysa ‘Karşımızdakinin hayat paletindeki renkler benimkine ne katabilir’ diye düşünebilmeliyiz.

Siz hiç ötekileştirildiniz mi?

– Bu soruya burada cevap vermek istemiyorum. Bir gün bir şeyler içeriz ve anlatırım…

Nasıl oturduğumuzu, giyindiğimizi değil bunlara farklı gözle bakan beyinleri düzeltmek zorundayız

 Bir ara evleneceğiz herhalde

Oyuncu Ushan Çakır’la (üstte) nişanlandınız. Nasıl gidiyor birlikteliğiniz?

– Her şey yolunda ama çok yoğunuz. Bir ara evleneceğiz herhalde (gülüyor).

 İlişkide aynı mesleği yapıyor olmanın artıları neler?

Sizi çok iyi tanıyan bir insanla bir şeyler yaratmak çok keyifli.  Birbirimizin senaryolarını okuyoruz, fikirlerimizi alıyoruz.

Yeni Netflix dizisinde bir ajanı canlandırıyorum

Altın Portakal’dan Altın Koza’ya neredeyse her filmde ödül alıyorsunuz. Bu nasıl hissettiriyor?

– Sette bunları düşünmüyorsunuz, orada sadece karakter, hikâye ve yönetmenin sizi nasıl görmek istediği var. Ama ödüller çok mutlu ediyor. Bir çeşit görünürlük kazandırıyor. Bu da daha fazla ve çeşitli hikâyeyle bir araya gelmek demek.

Netflix’in yeni dizisi ‘Ottoman Rising’le anlaştığınız doğru mu?

– Evet. ‘Ana’ adında bir ajanı canlandıracağım.

Dizi ne anlatıyor?

– Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almasına odaklanan bir iş. Çekimler mart ortası başlıyor. Tamamı İngilizce çekilecek. Kadro Türk ve yabancı oyunculardan karma olarak oluşturuluyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir